Güncel Sergiler

is naloxone and naltrexone the same

naloxone vs naltrexone

ciproxin 500 torrino

ciproxin 1000 rm link
49tjf49edf:AD_SAYFALAR:ID

Beypazarı Kına Hamamları Sergisi

Kına hamamı düğün haftasında gelinin arkadaşlarıyla hamamda yaptığı törensel kutlamaya denilmektedir. Bir haftalık düğünün bir parçası olan kına hamamı Beypazarı’nda düğünün üçüncü günü yani Çarşamba günü yapılırdı. Törensel nitelik taşıyan bu eğlenceye gelin kızın arkadaşları ve iki tarafın kadınları katılırdı. Kuşluk vakti hamamda toplanan kızlar gelini türküler ve ilahiler eşliğinde havuzun etrafında dolaştırır, bu sırada bolluk getirsin diye gelinin başından para saçardı.

Hamamın soyunmalık kısmında gümüş nalınları giyen gelin ipek peştamallara sarılıp halvete (sıcaklıktaki odalara) yıkanmaya götürülürdü. Halvette üç kişi gelini yıkarken oğlan tarafı soğukluktaki kızlara çay ve simit ikram ederdi. Bu sırada hamam anası da genellikle gelinin görümcesi ya da eltisi olan sağdıca şerbet ikram ederdi. Şerbeti içen sağdıç tepsinin üzerindeki peşkire ağzını silip aynaya bakar ve tepsiye bir bahşiş bırakırdı.

Törensel bir kutlama şeklinde gerçekleşen kına hamamı Beypazarı’nda o güne özel türküleri, ilahileri, manileri ile zengin bir sözlü kültür oluşturmanın yanı sıra nadide eserler de üretmiştir. İpek peştamallar, gümüş nalınlar, fildişi taraklar, hamam beyazları ve daha birçok eserin yanı sıra gün boyu okunan kına türküleri ve ilahileri de müze severlerle buluşmaktadır.  

Hamam Anası

Hamam anası kadın hamamlarını işleten kadınlara denilmektedir. Hamamın soğukluğundaki sedirin başköşesinde oturan hamam anası müşterileri buyur eder, ücretleri alır, hamamın asayişini sağlardı. Osmanlı bir kadın olan hamam anasının kendine has bir giyim-kuşamı vardı. Bunların içinden en çok dikkati çeken ise nalınlarıydı. Üzerine su sıçramasını engellemek ve müşterileri rahatça seyredebilmek için yaklaşık 30 cm yüksekliğindeki bu nalınları giyen hamam anası aslında müşterilere karşı psikolojik bir üstünlük de kurmuş olurdu.

Osmanlı döneminde kadının dışarıya açılan en önemli kapısı hamamlardı. Erkeğin kahvehanesi ne ise kadının hamamı oydu. Onun içindir ki hamama gelen kadın çeşitli eğlencelerle hamamda hoşça vakit geçirir, akşama kadar hamamdan çıkmak istemezdi. Böyle olunca da yeni gelen müşteriler yıkanabilecekleri boş bir kurna bulamazdı. İşte o zaman devreye hamam anası girerdi. Birkaç uyarıdan sonra hâlâ kurnalar boşalmamışsa hamam anası suyu kesiverirdi.

Hamam anası giyim-kuşamı ve nice hikâyeleriyle Türk hamamlarının unutulmaz sosyal tiplerinden biri olmuştur. Şimdilerde ise Türk Hamam Müzesinin soğukluğunda ziyaretçileri karşılayan hamam anası onları tarihe tanıklık eden kıyafetleri ve hikâyeleri ile buluşturmaktadır.

Külhanbeyi

 Hamamın ve hamam suyunun ısıtıldığı bölüme külhan, hamamı ve hamam suyunu ısıtan ateşi yakan kişiye de külhancı denilmektedir. Külhanbeyi ise külhancıya yardım eden kimsesiz çocuklara verilen addır.

 İlk toplandıkları yer Gedikpaşa Hamamı olan külhanbeylerinin piri Layhar’dır. Layhar’ın Gazneli Mahmut döneminde yaşadığı rivayet edilmektedir. Herkes külhanbeyi olamamaktadır. Bunun Öncelikle kimsesiz olmak gerekmektedir. Külhanbeyleri zor durumdaki çocukları ve kadınları gözetir; ancak kasaplar gibi zengin esnaflara da sataşmaktan geri durmazlardı.

 Külhanbeylerinin kendilerine has kıyafetleri, argoları, yürüyüş tarzları ve bir yaşam biçimleri vardı. Yumurta topuklu ayakkabısı, kartal kanat yeleği, kâküllü fesi ve kuşağındaki saldırmasıyla külhanbeyleri Türk hamamlarının kültürümüze kazandırdığı en önemli sosyal tip olmuştur.

Sosyal dokunun bozulmasına paralel olarak külhanbeylerinin sayısı da günden güne artmış ve külhanbeyleri topluma zarar verir hale gelmiştir. Bunun üzerine 1846 yılında, bir gece polis güçleri İstanbul’daki tüm hamamları basıp yaklaşık 800 külhanbeyini toplamıştır. Külhanda barınmalarına bir daha izin verilmeyeceği söylenen ve öğütler verilen külhanbeylerinin 16 yaşından büyükleri askere alınmıştır. 16 yaşından küçükler ise orduya ayakkabı üreten fabrikaya çalışmaya gönderilmiştir. Böylelikle külhanbeyleri de sosyal hayatımızdan çıkmıştır.

 Külhanda, külhanbeyinin “Heyt! Havada uçan, karada kaçan, kaş göz oynatan, var mı ulan bana yan bakan?” naralarıyla karşılanan ziyaretçi külhan ve külhanbeyliği geleneği hakkında bilgi almaktadır.